Gürsel Mah. Alaybey Sk. No.7-9 Çağlayan Kağıthane/İstanbul
0212 635 62 27

Miras Hukuku

Miras Hukuku

TEREKE

Tereke, terk edilenler ve arkada bırakılanlar manasına gelmektedir. Türk Hukukunda ise ölen kişinin mal varlığı ve borçlarına verilen isimdir.

 

Ölümle birlikte, ölen kişinin mal varlığının tespiti ve aynı zamanda mallarını ve borçlarını idare eden kişiye ise tereke mümessili denir.

 

Terekenin tespiti, terekeye mümessil atanması, ölen kişinin ikametinin bulunduğu Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından yapılır. Sulh Hukuk Mahkemesi Tereke Hakimliği sıfatı ile bu işlemleri yürütür.

 

Terekenin tespiti, terekeye mümessil atanması mirasçılar tarafından dava yolu ile yapılabilir. Bu durumda açılacak davalar Sulh Hukuk Hakimliğince özel tutulan Tereke esas defterine kaydolur. Kıymetli evrak ve eşya defteri, banka hesabı cari defteri, kasa defteri, tereke karar defteri, tereke tespit ve koruma defteri, resmi defter mahkeme tarafından tutulur.

 

Tereke Hakimi talep üzerine, tereke mallarının korunmasını sağlayıcı önlemleri ve hak sahiplerine geçmesini sağlamak üzere gerekli olan bütün önlemleri alacağını, gerekli gideri ilerde tereken ödenmek üzere başvuru sahibinden alarak yapar. Bu durumda hakim, miras bırakandan kalan para ve eşyaların teslimi ve muhafazası konusunda tedbirleri alır.

 

Uygulamada en önemli sorun miras bırakandan kalan para ve değerli madenleri mirasçılar tarafından el konulması olgusudur. Bu durumun tek önleme merci tereke davasıdır.

 

Tereke hakimi, miras bırakandan kalan paranın bulunması halinde, mirasçılarının payları oranında dağıtılmak üzere bankada hesap açtırır.

 

Terekenin tespiti, murisin tüm malvarlığının ve borçlarının belirlenmesi ilerde açılacak olan tenkis davası, açısından önemlidir.

YASAL MİRASÇILIK

Türk Medeni Kanun’un 495. maddesine göre miras bırakanın birinci derecede mirasçıları onun altsoyudur. Miras bırakanın altsoyu kendisinden önce ölmüşse ölen çocuklarının yerini, her derecede halefiyet yolu ile kendi alt soyu alır.

 

Evlilik dışı doğmuş ve soybağı, tanıma ve hakim hükmü ile kurulmuş olanlar, baba yönünden evlilik içi hısımlar gibi mirasçı olurlar.

 

Sağ kalan eşler, miras bırakanın alt soyu ya da üst soyu ile mirasçı olmasına göre farklı paylarda miracı olurlar.

 

Evlatlıklar, evlat edinenin kan hısımları gibi mirasçı olurlar. Evlatlığın kendi ailesindeki mirasçılığı da devam eder. Ancak evlatlığın mallarına evlat edinenler miracı olamazalar.

 

Nihayet yukarda yazılan mirasçıların olmaması halinde, miras devlete kalmaktadır.

İRADİ MİRASÇILIK

Miras bırakanın mirasçıları sadece kanunda gösterilenlerden ibaret değildir. Karma sistemin sonucu olarak miras bırakanda kendi iradesi ile mirasçı tayin edebilir. Buna Türk hukuk sisteminde iradi mirasçılık denir.

 

İradi mirasçılık, miras bırakanın kendi alt soyu ve üst soyu olabildiği gibi, miras bırakanla kan bağı olmayan kişi ya da kurumlar da olabilir.

 

İradi mirasçılık, TMK 505 ve 506. maddelerinde yazılı saklı pay kuralına riayet edilmek şartı ile geçerliliğini korumaktadır. Kanun koyucu miras bırakanın mallarının tamamını tasarruf etme imkanını yasal mirasçılar yönünden kısıtlamıştır. Bu kural mirasta saklı pay diye de adlandırılmaktadır.

 

İradi mirasçı vasiyetname yolu ile kurulabilir. Miras bırakanın ölümünden sonra mallarının nasıl paylaşılacağı, mirasından kimlerin faydalanacağının ve hangi oranda pay edileceğinin ölümden önce yazılı ve sözlü olarak belirlenmesine kısaca vasiyetname denmektedir.

 

Vasiyetname ile miras bırakan gerek mirasçılarına gerekse mirasçılar dışında kalan kişi ya da kurumlara, mallarının belirli bölümlerini bırakabilir. Bu durumda bu vasiyetle lehine işlem yapılan kişi iradi mirasçı olur.

VERASET İLAMI

Veraset ilamı, sulh hukuk hakimliği tarafından verilir. Son değişiklikle beraber, noterliklerce de veraset ilamı verilebilmektedir.

Mirasçılardan birinin yabancı vatandaşlığa geçmiş olması, ölümün 1992 tarihinden önce olması hallerinde noterliklerden veraset ilamı almak mümkün değildir. Bu tip konularda veraset ilamının sulh hukuk hakimliğinden alınması gereklidir.

Veraset ilamında, mirasçılar ad ve soyadları ile birlikte mirastan alacağı payın mutlaka gösterilmesi gereklidir. Paya ve paydaların eşitliğine dikkat edilmesi gereklidir.

Veraset ilamının çıkarılması basit gibi görünse de aslında önemle dikkat edilmesi gerekli bir konudur. Zira bu belge niteliği itibarı ile kesin bir belge olmasa da bu belgeye dayalı olarak mülkiyetin el değiştirdiğini bilmekteyiz.

Veraset ilamının alınmasında nüfus kayıtları önem taşımaktadır. Veraset ilamını veren makam bu delillere göre verir.

Ancak bazı durumlarda, özellikle çok eski olan ölümlerde ya da göçmen olarak yurt dışından gelen vatandaşların veraset ilamını çıkarmada bazı zorluklarla karşılaştıklarına şahit olmaktayız.

Özellikle eski kayıtların defterde tutulması ve defterin zamanla eskimesi yazılarının okunamayacak duruma gelmesi, hatta defterin ilgili sayfasının yırtılması ya da defterin kaybolması durumunda veraset ilamının en önemli delili olan kayıtlar ortadan kalkmaktadır.

Bu durumda, ölenle sağlar arasındaki ırsi bağın her türlü delille ispatlanması mümkün hale gelmektedir. Bu deliller arasında eskiden kalma resmi belgeler olabileceği gibi, tanık dahil her türlü belge ile veraset ilamının çıkarılması mümkündür.

Veraset ilamı belgeyi talep eden mirasçının yerleşim yeri Sulh Hukuk Hakimliğince verilir.

VERASETİN İPTALİ DAVASI

Veraset ilamı hangi makamdan verilmiş olursa olsun, nihai olarak aksi sabit oluncaya kadar geçerli olan belgelerden olduğundan her zaman iptal davasına konu edilebilir.

Veraset ilamında, mirasçı olduğu halde yanlışlıkla gösterilmeyenler, mirasçı olmadıkları halde mirasçı gözükenler, miras payları yanlış hesaplananlar bu ilam nedeni ile hakları zarar gören kişiler davayı açma hakkına sahiptirler.

Veraset ilamının iptali davası veraset ilamı davasından farklı olarak Asliye Hukuk Mahkemesinde açılabilir. Veraset ilamının aksine bu dava çekişmeli yargı konusudur. Zira veraset ilamı nedeni ile hakları zedelenen kişiler diğer mirasçılara karşı bu davayı açmak zorundadırlar.

Davanın konusu mahkeme tarafından verilen veraset ilamının iptali ve yeni veraset ilamının verilmesidir.

İptal davası yerine yeni bir veraset ilamı ile sorun çözülemez miydi sorusu aklımıza gelebilir. Ortada yanlış olan bir veraset ilamı varken diğer verasetin doğru olup olmadığına kim karar verecek sorusunu çürütmek için bu mutlaka açılmalıdır.

Verasetin iptali davasında diğer davaların aksine kanunda bir zamanaşımı kuralı getirilmemiştir.

Yanlış ve hatalı veraset ilamı ile miras hakkından yoksun kalanlar, öncelikle verasetin iptali davasını açmalı ve aynı zamanda mahrum kaldığı miras hakkının geri kazandırılmasına yönelik dava açmalıdır.

MİRASTA SAKLI PAY

Türk Medeni Kanunu’na göre miras bırakanın malları üzerinde sağlar arası işlemle ya da ölüme bağlı tasarruf işlemi ile serbestçe tasarruf edememesi ilkesine mirasta saklı pay denir.

TMK 505. maddesinde, mirasçı olarak alt soyu, ana babası, kardeşleri veya eşi bulunan miras bırakan, mirasının saklı payı dışında kalan kısmı için ölüme bağlı tasarrufta bulunabilir. Bu mirasçılardan hiç birisi yoksa mirasının tamamını tasarruf edebilir.

Saklı pay, miras bırakan tarafından sağlığında yapmış olduğu karşılıksız kazandırmalar ve ölüme bağlı tasarruf işlemleri ile ihlal edilebilmektedir.

Saklı payı ihlal edilen mirasçıların önünde tenkis davası açma imkanı bulunmaktadır. Tenkis davası ile davacılar miras bırakanın tasarruf işlemlerini saklı pay oranına çekmesini sağlayacaktır.

VASİYETNAME

Vasiyetname, miras bırakanın ölümünden sonra mallarının nasıl paylaşılacağı ve son isteklerini beyan ettiği belgeye verilen addır. Hukukumuzda birden fazla vasiyet şekli vardır.

Resmi Vasiyet
TMK 532. maddesine göre, iki tanığın katılımı ile resmi memur huzurunda düzenlenir. Resmi memur, sulh hakimi, noter veya kanunla kendisine bu yetki verilen kişilerdir.

Vasiyet eden arzu ve isteklerini resmi memura bildirir. Resmi memur ise bunu yazar ya da yazdırır. Vasiyetname yazıldıktan sonra miras bırakana verilir ve okutulur. Miras bırakan okuma yazma bilmiyorsa vasiyetname resmi memur tarafından şahitler huzurunda okunur. Ve şahitlerde bu vasiyetnameyi imzalar.

Vasiyetnamede, şahitlerin miras bırakandan miras payı almaya hak kazanacak mirasçılardan olmaması gereklidir.

Resmi memur yazmış olduğu bu vasiyetnameyi saklamak zorundadır. Aynı zamanda vasiyetnamenin bir nüshasının nüfus müdürlüğüne gönderilmesi gerekmektedir.

El Yazısı İle Vasiyet
Miras bırakan kendi el yazısı ile tarihi yıl, ay ve günü de belirterek, kendi istek ve arzularının belirtmek sureti ile vasiyetname hazırlayabilir. Miras bırakanın bu vasiyetnamesini, açık veya kapalı olarak notere, sulh hakimine veya resmi memura bırakabilir.

El yazısı ile vasiyetnamenin geçerli olması için, tarih el yazısı ile ve vasiyetnamenin tamamının vasiyet eden tarafından yazılması ve imzalanması yeterlidir. Bu vasiyetnamede şahit bulunması zorunlu değildir.

Sözlü Vasiyetname

Sözlü vasiyette bulabilmek için olağanüstü durumlarda tanıklara son arzuların anlatılması gereklidir. Sözlü vasiyetin iki şartı vardır. Olağanüstü şartların varlığı ve son arzuların tanıklara anlatılması.

Olağanüstü durumların ne olduğuna gelince, yakın ölüm tehlikesi, kaza nedeni ile acil serviste yatan kişinin durumu, ulaşımın kesilmesi, savaş ve doğal afetler olağan üstü durumlardan sayılır.

Sözlü vasiyete tanıklık edeceklerin, lehine vasiyet edilen kişiler olmaması ve mirasçı olmamalarına dikkat edilmesi gereklidir. Tanıkların bu durumu kaleme alması ve ikisinin imzalaması ya da resmi memura bu durumu zapt altına aldırmaları gereklidir.

Sözlü vasiyetin şartları ortadan kalkması ve vasiyet edenin durumunun düzelmesi ve olağanüstü durumdan çıkılması halinde vasiyetname düşer ve kendiliğinden hükümsüz hale gelir.

VASİYETTEN DÖNME

Vasiyet eden, vasiyetinden her zaman dönebilir. Yazılı vasiyetin yok edilmesi, yırtılması, yakılması vasiyetten dönme sonucu doğurur. Böylece vasiyet veren kişinin ne vasiyet ettiği belli olmadığından hukuki sonuç doğurmaz.

Resmi vasiyetlerde ise, vasiyet eden resmi memura giderek vasiyetten herhangi bir sebep belirtmeksizin döneceğini beyan edebilir.

Vasiyet eden resmi vasiyete rağmen yeni bir vasiyetname yaparak vasiyetten dönebilir. Bu durumda tarih olarak sonradan yapılan vasiyet geçerli olacağından eski vasiyetten dönmüş olur.

Vasiyetnameden yapıldığı şekli ile dönülmesi zorunlu değildir. El yazısı ile vasiyetten resmi vasiyetle geri dönülebilir. Aynı şekilde resmi vasiyetten ise el yazısı vasiyeti ile geri dönülebilir.

Vasiyetten tam olarak dönmenin yanında kısmi vasiyetle de dönme mümkündür.

Lehine vasiyet edilen kişinin vasiyet edenden önce ölmesi halinde vasiyet kendiliğinden hükümsüz hale gelir.

VASİYETNAMENİN AÇILMASI

Vasiyet düzenleyen miras bırakanın son yerleşim yeri Sulh Hukuk Hakimliğince, tüm yasal mirasçılar mahkemeye çağrılarak yüzlerine vasiyetname okunur. Bu işleme vasiyetnamenin okunması işlemi denir.

Vasiyetname ilgililerine vasiyetnamenin içeriği tebliğ edilir. İlgililerin adreslerine ulaşılamıyorsa vasiyetname ilanen tebliğ olunur.

Vasiyetname gereği lehine tasarrufta bulunulan kişiye diğer mirasçılar tarafından itiraz edilmedikçe bir belge verilir. Bu belge atanmış mirasçılık belgesidir. Bu belgeye itiraz süresi 1 aydır.

VASİYETNAMENİN TENFİZİ

Vasiyetname gereği, kendisine mal ya da değer bırakılan kişi bu malı diğer yasal mirasçılardan isteme hakkına sahiptir.

Lehine vasiyet yapılan kişi vasiyet gereği verilecek hakkın vasiyet borçluları olan yasal mirasçılar tarafından verilmemesi halinde, mahkemeye müracaat ederek bu hakkın alınması davasına vasiyetnamenin tenfizi davası denir.

Vasiyetnamenin tenfizi davası dava değerine göre Asliye Hukuk ya da Sulh Hukuk Mahkemelerinde açılabilir.

Vasiyetin tenfizi davası tespit ve eda hükümlerini içermelidir. Mahkemece verilecek kararın infaza elverişli olması gereklidir.

Bu dava vasiyet alacaklısının vasiyeti öğrenmesinden itibaren 10 yıl geçmekle zaman aşımına uğrar.

VASİYETNAMENİN İPTALİ

Vasiyetnamenin usulüne uygun yapılmaması halinde ya da vasiyet edenin kandırılması, tehdit edilmesi veya iradesini sakatlayan halin bulunması ya da ehliyet yoksunluğunda bulunması durumunda vasiyetnamenin iptali söz konusu olabilmektedir.

Aynı şekilde vasiyet eden miras bırakanın akıl hastası olması, mahkemece kısıtlanması, akli melekelerinde zayıflık halinde vasiyetnamenin geçersiz olacağı kuşkusuzdur. Vasiyet eden kişinin kandırılmış olması, tehdit edilmiş olması, yanılmış ya da hataya düşmüş olması vasiyetnamenin içeriğinin hukuka ve genel ahlaka aykırı olması durumunda da şeklen geçerli bir vasiyet olsa dahi dava yolu ile vasiyetnamenin iptali söz konusudur.

Vasiyetnamenin iptali davasını, vasiyetname nedeni ile hakları zarar gören yasal mirasçılar tarafından vasiyetin açılmış olması halinde okunması ve tebliğ edildiği tarihten itibaren 1 yıl içerisinde, iyi niyetli kazanımlara karşı 10 yıl, kötü niyetli kazanımlara karşı 20 yıl geçmekle zaman aşımına uğrar.

Bu davalarda zaman aşımı vasiyetnamenin okunması ve tebliğ edilmesi ile başlamaktadır.

VASİYETNAMENİN TENKİSİ

Vasiyetname hem şeklen hem de içerik bakımından geçerli ise, yasal mirasçılar ve vasiyet nedeni ile saklı payı zedelenen kişiler vasiyetnamenin yasal sınırlar içerisine çekilmesini talep edebilirler. Bu davaya vasiyetnamenin tenkisi davası denir.

Bu dava yine vasiyetnamenin iptali davası ile birlikte terditli olarak yani dereceli olarak açılmalıdır. Öncelikle vasiyetin iptali, mümkün olmaması halinde ise tenkisi talep edilmelidir.

Vasiyetnamenin iptali davası ile tenkisi davası arasındaki en önemli fark, iptal davasında vasiyetin kökten geçersizliği, tenkis davasında ise geçerli olan vasiyetin saklı paya tecavüz ettiği oranda iptali dava edilmektedir.

Bu davalarda zaman aşımı yine 1 yıl ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerine tabi olup, görevli mahkeme murisin son ikametgahında bulunan Asliye Hukuk Mahkemeleridir.

MİRAS SÖZLEŞMESİ

Miras sözleşmesi olumlu miras sözleşmesi ya da olumsuz miras sözleşmesi diye iki başlık altında toplanabilir.

Olumsuz miras sözleşmesine mirastan feragat sözleşmesi de denmektedir. Mirastan feragat sözleşmesi miras bırakanla mirasçı arasında yapılan bir sözleşmedir. Niteliği itibarı ile mirasçı bir haktan feragat ettiğinden resmi şekilde yapılmak zorundadır.

Mirastan feragat sözleşmesi bir karşılık alınarak yapılabileceği gibi karşılık alınmadan da yapılabilir. Bu durumun hukuki sonuçları birbirinden farklıdır. Karşılık alınarak yapılan feragat sözleşmesi alt soyu da bağlar. Ancak karşılık öngörülmeden yapılan sözleşme alt soyu bağlamaz. Ancak bu hususun aksi sözleşme ile kararlaştırılabilir.

Bu sözleşmenin iki taraf arasında yapılması gereklidir. Tek taraflı olarak noterden ilerde babamın ölümünden sonra mirasımdan hiçbir hak talep etmeyeceğim yönündeki tek taraflı beyan mirastan feragat anlamını taşımayacaktır.

MİRASIN REDDİ

Miras ölümle hiçbir merasime gerek kalmaksızın mirasçılara geçer. Mirasçılar murislerinin malvarlıklarına ve alacaklarına halef olduğu gibi borçlarından da sorumludurlar.

Miracılar bu durumda kullanabildiği hak ise mirasın reddi kurumudur. Mirasçıların bu hakkı belli zaman diliminde kullanması gerekmektedir. Mirasın reddi davasının ölüm tarihinden itibaren üç aylık kesin süre içerisinde açılması gerekir.

Miras bırakandan sosyal güvencesi olan eş ya da kız çocukların mirası reddetmesi, miras bırakandan gelecek olan dul ve yetimlik maaşının alınmasına engel değildir. Zira maaş bir sosyal güvenlik hakkıdır ve alacaklılar tarafından haciz edilmesi mümkün değildir.

Mirasını zamanında reddetmeyenler için sonradan çıkan ve miras bırakanın ağır borç yükünün olduğu durumlarda, her zaman miras reddedilebilir. Bu kuruma mirasın hükmen reddi denmektedir.

Miras bırakanın tüm mirasçıların mirası reddetmesi durumunda, Sulh Hukuk Hakimliğince terekenin resmi tasfiyeye tabi tutulması gereklidir.

MİRASIN REDDİNİN REDDİ

Kanunda mirasın reddi kurumu miras bırakanın borçlarından dolayı zarar görmek istemeyen mirasçıları koruma amacını güden bir müessesedir.

Bazı borçlular ortada hiçbir neden yok iken murisinden alacağı miras payına haciz konulmamasını temin amacı ile mirası reddetmektedir.

Bu durum alacaklıların alacaklarına kavuşmasına engel olmak için yapıldığından bu durumdan zarar gören alacaklılar görevli mahkemede dava açarak mirasın reddinin yasal koşulları oluşmadığından mirasın reddinin reddini isteyebilirler.

MİRASTAN YOKSUNLUK

Mirasçılar, miras bırakana karşı gerçekleştirdikleri bazı davranışlar nedeni ile miras bırakan tarafından mirasçılıktan çıkartılabilirler.

Medeni kanunda, mirasçılıktan çıkarma halleri sayılmıştır. Mirasçı, miras bırakan ya da onun yakınlarına karşı ağır bir suç işlemişse onu mirasçılıktan çıkarabilir. Aynı şekilde mirasçı, miras bırakan ya da yakınlarına karşı aile hukukundan kaynaklanan yükümlülükleri önemli ölçüde yerine getirmemesi halinde ölüme bağlı tasarrufla onu mirasçılıktan çıkartılabilir.

Mirastan çıkartılanlar mirastan pay alamazlar. Tenkis davası açamazlar. Ancak mirastan çıkarılanlar miras bırakandan sonra ölse bile ölmüş gibi muamele görerek onun miras payı kendi altsoyuna kalır.

Bu durumda mirasçılıktan çıkartılan kimse, mirasçılıktan çıkarma işleminin yokluğunu ya da geçerli bir sebebin olmadığı yönünde dava açabilir.

MURİS MUVAZAASI

Miras bırakan zaman zaman karşımıza çıktığı şekli ile danışıklı olarak bazı mallarını evlatlarına ya da yakın akrabalarına bırakarak diğer mirasçıları mirastan mahrum etmeye yönelik davranışlar içine girmektedir. Miras bırakanın bu işlemler bütününe kısaca muvazaa denmektedir.

Hukuki manada muvazaa ise, bir kimsenin gizlediği amaç ile yapmış olduğu işlemin birbirlerine uymaması halini tarif eder. Görünürdeki tasarruf işlemi İRADE noksanlığından, gizli amaçları ise ŞEKİL noksanlığından yoksun olduğundan yok hükmündedir.

Örneğin, miras bırakanın kendisine hizmet ve saygısını esirgemeyen çocuğuna mal varlığının önemli bir bölümünü tapudan satış göstermesi bunun en açık ve yaygın örneğidir. Bu örnekte tapu memuru önünde gizli irade olan bağış iradesi açıklanmayıp satış iradesi açıklanmakta ve işlem o şekilde yapılmaktadır. Oysa ki gerçek iradeleri bağış olduğundan bu iradesini tapu memuru önünde açıklamaktan imtina edildiğinden, görünürdeki satış işlemi irade noksanlığı, gizledikleri bağış iradesi de şekil noksanlığından dolayı hükümsüzdür. Bu işlemler mutlak butlanla batıldır.

Yargıtay İçtihatları Birleştirme kurulunun 1974/1 E. ve 1974/2 K. nolu ilamında, bu tip durumların muris muvazaası olduğunu ve herhangi bir zamanaşımı sınırlamasına bağlı olmaksızın her zaman dava konusu edilebileceğini hüküm altına almıştır.

Muris muvazaalarında yer alan işlemlerin ataerkil ailelerin ve tarım toplumunun getirmiş olduğu toprağın damatlara gitmemesini sağlamak amacı ile yapıldığı gerçeği yatmaktadır. Diğer bir neden ise miras bırakana sağlığında yardımcı olan onun her ihtiyacına cevap veren mirasçıları ödüllendirme isteği yatmaktadır.

Muris muvazaasının başka şekillerde de cereyan etmesi pek mümkün görünmektedir. Ölünceye kadar bakma akitlerinde sıkça karşımıza çıkmaktadır.

Muris muvazaası davası her türlü delille ispatlanması mümkün olan davalardandır. Murisin ihtiyaç durumu, alıcının ekonomik durumu tanık beyanları ile ispat edilebilir.

TENKİS DAVASI

Miras bırakanının gerek sağlar arası gerekse ölüme bağlı tasarruf işlemleri ile miras hakkından yoksun kalan mirasçıların, saklı pay kuralına kadar miras haklarını almaya yarayan davaya tenkis davası denir.

Tenkis davaları uygulamada dereceli dava sisteminin en tipik örneklerini teşkil etmektedir. Muris muvazaası nedeni ile açılacak iptal davalarında, muvazaa olmaması halinde, vasiyetnamenin iptali davalarında iptalin gerçekleşmemesi halinde, saklı pay oranında tasarrufun iptaline yarayan tenkis talep edilebilir. Ayrıca tenkis davası bu davalarda dava dilekçesinde yer almasa bile dava devam ederken her zaman ileri sürülebilecek bir haktır.

Tenkis davası kural olarak 1 yıllık zaman aşımına tabidir. Bazı durumlarda bu zaman aşımı kuralı uygulanmaz. Özellikle tasarruftan haberdar olmayan mirasçılar bu hakkını öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl içerisinde dava açmalıdırlar.

Tenkis davasını diğer miras davalarından ayıran bazı kurallar vardır. Öncelikle tenkise ölüme bağlı tasarruflardan başlanır. Bu tasarruflar karşılamaz ise sağlar arası tasarruf işleminin en son yapılanından en eski yapılanına doğru devam ederek saklı pay sınırına kadar devam eder.

Tenkis davalarının diğer bir ayırt edici kuralı ise tenkisin aynen iadesi istenebileceği gibi, değerinin iadesi de seçimlik hak olarak istenebilir.

MİRAS SEBEBİ İLE İSTİHKAK DAVASI

Bazı durumlarda mirasçılardan biri, miras bırakanın iradesi olmaksızın diğer mirasçıların hakkına sahip olabilir. Bu durumda hakları zarar gören mirasçıların açabileceği dava miras sebebine dayalı istihkak davasıdır.

Özellikle ölümlerin hemen akabinde miras bırakanın en yakınında olan mirasçılar miras bırakana ait bulunan altın, ziynet eşyası ve paraları kendisi almaktadır. Diğer mirasçıların bundan pay almasına engel olmaktadır. Diğer bir hali ise miras bırakanın ölmeden önce geri ödenmek şartı ile vermiş oldukları borç paralardır.

Terekeye bir yolla girmeyen başkaca hakların da kalması mümkündür. Bu durumlarda haklarını alamayan mirasçılar, miras bırakanın yerleşim yeri Asliye Hukuk Mahkemelerinde bu haklarını almak üzere istihkak davası açabilirler.

İŞTİRAK HALİNDEKİ MÜLKİYETİN PAYLI MÜLKİYETE DÖNÜŞTÜRÜLMESİ

Miras ölümle açılır ve ölümle birlikte mallar kanunen yasal mirasçılar adına geçer. Kanuni mirasçıların bu ortaklığı iştirak halinde mülkiyettir. Diğer bir adı ise; mülkiyet hakkı tek başına kullanılamadığı için el birliği mülkiyetidir.

Terekenin önemli bir bölümü gayrimenkullerden oluşmaktadır. Gayrimenkullerin ise aynen paylaşılması bazı durumlarda mümkün olmadığından yasal mirasçılar arasında malın satımı konusunda ihtilaf çıkmaktadır.

Miras payını satmak isteyen bir kişi el birliği mülkiyetinden dolayı satamamaktadır. Bu engeli kaldırmanın yolu ise el birliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesinden geçmektedir. Tarafların bir araya gelmesi ile bu işlem tamamlanabilir. Tarafların bir araya gelip tapuda bu işlemi gerçekleştirmemesi halinde ise, mahkeme yolu ile halledilmesi gereklidir.

Görevli mahkeme sulh hukuk mahkemesidir. Yetkili mahkeme yerleşim yeri mahkemesidir.

Bu dava sonunda el birliği mülkiyeti paylı mülkiyete dönüştüğünde artık tasarrufun önünde engel kalmaz.

İZALE-İ ŞUYU (ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ) DAVASI

Kelime manası olarak ortaklığın giderilmesi anlamına gelmektedir. Miras sebebi ile ortak olan mirasçıların kendilerine düşen miras payını alamaması sebebi ile bu dava açılabilmektedir.

 

İzale-i Şuyu davasında temel olan ortaklığa konu malların satılarak paraya çevrilmesi değil, malların aynen taksimidir. Malların aynen taksimi mümkün olmaması halinde ise satış gündeme gelecektir.

 

Mahkeme malların aynen taksimine mümkün olup olmadığı, mümkün değilse gayrimenkulün değeri ve paydaşların payının belirlenmesi konusunda bilirkişiye yetki vererek bu konuya netleştirmektedir.

 

Mahkemece verilen izale-i şüyu kararı, sulh hukuk satış memurluğu ya da icra müdürlükleri vasıtası ile icra edilmektedir.